YAŞAMA DAİR HERŞEY

Friday, May 25, 2007

17 mm

Blog yazmaya başladığım ilk günlerde sayfa düzeni, değişik birşeyler ekleme, html kodlarını öğrenmek gibi olaylarla uğraşım, ilerleyen zamanda acaba sayfam google'de aratınca kaçıncı sayfada çıkıyor merakına bıraktı. Sonradan ise blogger arkadasların sayfalarını sayfama eklemek, onların sayfalarını okumak, yorum bırakmak ve bıraklan yorumları okuyup cevaplamaya dönüştü. Artık düzenli olarak yazmaya çalıştığım gibi düzenli olarak okumaya çalıştığım, hiç birini tanımadığım (sadece mayonez ve yumurcak'ı tanıyorum. Cadı ve Doca'yı soylemeye gerek yok sanırım) insanların mutluluklarını paylaştığım, dertlerine üzüldüğüm, yardımcı olmaya çalıştığım bir arkadaş grubum oldu. Aslında tanımamak hem ilginç ve güzel hem de bir o kadar meraklandırıcı. Birisinin fikirlerini, yaşadıklarını okuyorsun, yorum yazıyorsun, cevap veriyor ama o kişi hakkında yazdıklarından başka hiçbirşey bilmiyorsun. Şekli şemalı hakkında en ufak bir bilgin yok! Buna rağmen bunları hiç önemsemeyip, birbirini destekleyen, acılarını - dertlerini paylaşan bir topluluğun içindesin.

İşte bu topluluktan olupta benim palyancomu kandırmam için bana destek veren, dua edenler vardı. Koyu Beyaz, Fikrimin İncegülü, Mayonez, Yağmur Damlası, Cadı (Kendisi önce bizim çocuk sahibimizi olmamızı istedi hep) ve Benim listemde olmayıp palyancomun listesinde olanlar...Hiç tanımadığı birisinin, sadece yazılarını okuyarak sana destek vermesi, senin isteklerin için "inşallah" deyip dua etmesi hem ilginç hem de çok sevindirici. Bazen en yakınından göremediğin ilgiyi, sevecenliği seni tanımayan birisinden görmek ne güzel bir duygu. Hepinize teşekkür ederim.

Ee...Bu kadar duaya, bu kadar desteğe bir cevap vermek gerekir değil mi? Ben vermek istiyorum ve diyorum ki: 17 mm :)

Evet palyancom 8 haftalık hamile ve bebeğimiz 17 mm (18 Mayıs 2007) Bunu öğreneli 1 ay oluyor ama İstanbul'dakilere süpriz olsun diye blogda yazamadık. Ne zaman ailerle konuşsak dilimizin ucuna kadar geliyordu ama bu mutluluğu onlarla paylaşırken yüz ifadeleri görmek için 3 hafta bekledik.

Geçen hafta İstanbul'a gittiğimizde ilk akşam yemeği yendikten sonra açıklamayı planlamıştık. Çünkü babam yemekten hemen sonra keyif sigarası yakardı sofrada. Tam sigara yaktı ben "baba lütfen sigarayı söndürür müsün?" dedim, biran garipsedi ve hemen ardından palyanco "Valla baba kendim için istiyorsam namerdim" deyince herkes (Babam, annem, abim, selocan (palyancomun erkek kardeşi)biran duraksadı. İlk babam anladı ve sevinçle yerinden kalkerken diğerleri şaşkınlık, mutluluk içinde oldukları yerde kaldılar :) Mutluluk göz yaşlarıyla aktı yanaklarından, gülücüğe dönüştü dudaklarında :) Tam istediğimiz gibi bir şok yaşatmıştık onlara :)

Hem burada, hem Türkiye'de doktora gittik. Tüm testleri yaptırdık ve maşallah herşey yolunda şimdilik. Inşallah sorunsuz bir gebelik dönemi geçirir palyancom ve sağlıklı bir bebeğimiz olur hayırlısı ile :)

Cinsiyet konusunda herhangi bir önceliğim yok. Sağlıklı bir bebek olsun yeter. İçimden bir his kız olacak diyor ama hayırlısı olsun :)

Dualarını, iyi temennilerini ve yazılarıyla desteklerini esirgemeyen herkese çok ama çok teşekkür ederim.
posted by ANDY at 11:12:00 AM 35 comments

Wednesday, May 23, 2007

Ah İstanbul...

Evet haftasonu kuzenimin nişanı için 4 günlüğüne İstanbul'a gittik. Aslında tam 4 gün bile değildi ama olsun...İstanbul'da olmak ayrı bir güzeldi. Gerçi daha 2 ay olmuştu son gitmemizden bu yana fakat özlemimiz hiç dinmemişti ki :) Perşembe akşam üzeri uçağı ile başlayan kısa tatil, pazartesi öğlen uçağı ile son erdi.

C.tesi günü nişan evde oldu ama teyzem evi en guzel nişan salonundan bile guzel süsletmiş :) Ee.. tabi bir tanecik kızları var, önem vermek gerek ;) Gece eğlence vardı nişan sonrası ama palyancomun aşırı baş ağrısı yüzünden gidemedik. Abimler ise gitmişler ama Ataköy - Arnavutköy 2 saat sürünce pek bir halleri kalmamış eğlenmeye :)

Pazar günü ise balık tutma hevesi (aslında bahanesi) ile boğaz kıyısına indik. Hava biraz nane mollaydı ama soğuk değildi. Yağmur ha yağdı ha yağacak gibiydi. Bizim Te Adore'da bizimleydi. Kudurdu vallahi :) Herşeye merakla koşması ve artık iyice büyüdüğü için bizi peşinde sürüklemesi hem eğlenceli hem de bizim için yorucu oldu :)

Baktık ki bizden balıkçı olmaz :) Toplam 5 defa olta sallayıp iki defa kurşunu kaybedince vargeçtik bu sevdadan :) Balık tutamadık bari kokoreç ve midye tava yiyelim bari...Ancak ikisini birarada satan bir yer bulamadık emrigan taraflarında. Sonradan benim aklıma daha önce abimlerle gittiğim bir piknik yeri geldi. Belgrad ormanlarına giderken yolun sağında su kemerleri kalır, kemerin altından aşağıya inerken piknikçiler vardır. Ancak eti ve mangalı onlar veriyor ;) Bizde daha önce gittiğimiz yere gittik. Geniş bir yeşil alana kurulmuştu ve hem bizim için temiz hava hem de Te Adore için koşup oynayabileceği bir alan olası bakımından hoşumuza gitti :) Mangal biraz geç geldi ama sonunda patlayan yağmurun altında mangal keyfide bir başka oldu be! Geçen gelişimizde Yumurcak ile buluştuğumuzda birara bloggerlar yemeği ayarlayalım demiştik. Vallahi çoçukları olanlar içinde ideal bir yer. Tavsiye ederim ;) Bakarsınız hep berbaber gideriz.

Te Adore her zamanli gibi çoçukların ilgi odağı oldu ama gülü seven dikenine katlanır misali 4 tane toplarını Te Adore'e hediye ettiler :)) Birde piknik alanının köpekleri vardı. Te Adore bir tanesi (tabili kız olanı) ile birden fazla haşır neşir olmaya başladı. Zilli, gördü tabi aslan gibi delikanlıyı başladı kur yapmaya bizimkine :)) Bir ara bırakalım ne olursa olsun dedik ama etrafta o kadar çoçuğun bir anda Alman sanat filmi izlemesine gerek yok diye vazgeçtik bu fikrimizden :) akşam eve gittiğimizde Te Adore o kadar yorulmuştuki kulubesinde uykuya daldı hemen...Çak tatlı yaramaz şey :) Biraz eğitim ve biraz daha olgunlaşınca tam süper olacak :) Bu arada 28 Mayıs Te Adore'un doğumgünü :) 1 yaşında olacak.

Güzel başladıi kısa sürdü ve bize pazartesi dönüş yolu göründü. Ancak size İstanbul'dan getirdiğim haberler bu kadar değil. Asıl haberi yarın ki yazımda vereceğim. Herkese selamlar.

NOT: Cadı gayet iyi. Kendisini c.tesi günü hastane çıkışında gördük. Moralide gayet iyiydi. Sizlerin selamlarını ve geçmiş olsun dileklerinizi ilettim.
posted by ANDY at 4:18:00 PM 4 comments

Tuesday, May 15, 2007

Ne oldu Neler...

Şimdi başlığa bakıp çok ilginç haberlerim var sanmayın. Kaç zamandır yazmadığımı farkettim ve bu sürede neler olduğunu düşününce bu başlığı uygun gördüm :) Evet...Başlığın öyküsünü yazdıktan sonra neler oldu konusuna gelelim :)

Geçen hafta burada bizim ülkemizde hiç yaşanmayan bir bayram kutlandı. Aslında bu söz biraz saçma oldu ama biraz açında daha net anlaşılır umarım. Burada II. Dünya Savaşını kazanmanın yıldönümü kutlandı. Millet olarak asırlar boyu savaşıpta katılmadığımız tek savaş bu olsa gerek. Gürcülerin ne işi var II. Dünya Savaşında derken, Rusya'ya bağlı olarak o dönemde asker gönderdiklerini ve 300.000 ölü verdiklerini öğrendik. Zaten etrafta göğüslerinde madalya dolu pek çok gazi gördük iki gün boyunca. Gazileri görürken aklıma Kurtuluş Savaşını gören sadece 1 gazimizin kaldığı ve birgün O'da aramızdan ayrılınca boyle muhteşem biz zaferi gören kimsenin kalmayacağını düşündüm. Halen Şu Çılgın Türkleri okuyorum da :) Belli oluyor değil mi? :))

Sonra çok sevdiğimiz bir arkadaşımız "CADI" maalesef üzerine kaynar su dökülmesi sonucu ciddi şekilde yandı. Doktorlar 2. derece yanık teşhisi koymuşlar. Gürcistan'daki sağlık merkezlerinde yeterli ekipman ve ilaç olmadığı için şu an Türkiye'de tedavi görüyor. Merak edenler için hemen belirteyim; biraz önce konuştum durumu gayet iyi. Tedavi yoğun şekilde devam ediyor ve en önemlisi morali oldukça iyiydi. Gerçi ben ona söylediğimi size de aktarayım... Şimdi ben ve doca çoçuk istiyoruzda Palyanca ve Cadı kararsızlardı ya! Hah işte eğer doca'nın isteğini kabul etseydi, o gün kahve yasak olduğu için içmeyecek ve yanmayacaktı. Bak Doca'ya karşı geldiği için çarpıldı :) Böyle diyerek biraz olsun moral vermeye çalıştım başlarda. Palyancom da kader arkadaşının yanındaydı hep. Bugun sesini gene eskisi gibi neşeli ve mutlu duyunca daha iyi hissettim kendimi ve yukarıdaki tezimi tekrarladım :)) Geçmiş olsun CADI...

Anneler gününde ise biz ancak buradan telefon ile kutlama yapabildik. Ama birgun oncesinden internetten verdiğimiz çiçek siparişi ile hep yanlarında olduğumuzu da belli ettik :) Sanırım çiçekçi ilk defa aldığı siparişe izimki gibi not yazmıştır :) "Anneler günün kutlu olsun, seni çok seviyoruz. NOT: Perşembe geliyoruz yaprak sarma hazır olsun" :)) Eee.. bloglarında herkes yazıyor; yaprak sarma yaparım gönderirim, dolma yapar gönderirim diye ama daha ne yaprak sarma ne de dolam görmedik! Lütfen arkadaşlar sözde kalacak vaadler vermiyelim :)) Siz yapın ben sizlerden aldırırım :))

Bu arada anneler günün bir gün sonrası bizim nişanlılık yıldönümüzdü. Palyancoma hediye olarak iki çift terlik aldım :)) Ayakları üşümesin de bana iyi baksın diye :)) Gayet sade bir kutlama oldu. Oyle çatafatlı kutlamalrı sevmiyorum. Çünkü ben O'nun yanımda olduğu her günü, O'na sarılarak uyuduğum her geceyi bir yıldönümü gibi yaşıyorum...

Perşembe 4 günlüğüne Türkiye'ye gideceğiz. Kuzenim nişanlanıyor ve bu mutlu gününde yanında olmak istiyorum. Daha dün gibi ufacık bana Andy abi diye koştuğu zamanlar. Nasılda çabuk büyüdü. Kardeşi geçen sene evlendi. Bu sene de bu evlenecek inşallah :) Zaman ne cabuk akıp gidiyor. Kendimi biran çoçuklarına "siz benim için halen çoçuksunuz" diyen anne baba gibi hissettim. Baksanıza kuzenim için bile boyle hissediyorsam, çoçuklarım için neler hissedeceğim allah kerim :))

Arkadaşlar son olarak Kanal Int7, Deniz Feneri, Yimpaş, Istanbul Büyükşehir Belediyesi ve AKP uzantılı yolsuzluk dosyalarını dikkatli takip etmenizi ve bugun bizi yonetenlerin, bize hep birbirimize destek olmalıyız deyip, tarihin en büyük kadrolaşmasını yapan ve yolsuzların üstünü kapatmaya çalışanlara iyi bakmanızı istiyorum. Din kisvesi altında gerek yurt dışındaki gerekse yurdumuzdaki insanları kendi çıkarları için kullanan ve paralarını hortumlayanları iyi tanıyın ki gelecek seçimlerde gereken cevabı en iyi şekilde verelim. Ha.. diyeceksiniz ki diğerleri daha mı iyi? Değil ama ülkemde ciddi bir irtica hareketi ağır ağır yol alıyor. Olaylara sadece daha geniş bir açı ve uzaktan bakmamız gerekiyor.

Olayı gene siyasete getirdim ya helal olsun bana :) Galiba bu gidişle bir siyasi partiye girip, yakınlarımı zengin edeceğim :)) Merak etmeyin blogdaşlarımı da unutmam :))
posted by ANDY at 2:53:00 PM 10 comments

Friday, May 04, 2007

Te adore :)



Sunun tatlığına bir bakarmısınız? Hangi köpek böyle horlayarak rahatına düşkün bir şekilde uyur ki? :):) Kendisi biraz "sefa mezevengi" olduğu için evde baş köşeye yatardı hep :) Özel koltuğu vardı. Birde eğer sayfasını gezdiyseniz palyancom laptop'ta birşeyler yaparken hemen dibinde uyurdu :)

Şimdi İstanbul'da kocaman olmuş it yavrusu :) Çok tatlı. Son gittiğimizde bizi görünce delirdi delirdi :)) Ben çok merak ediyordum "acaba bizi unutur mu?" diye ama o bizi hiç unutmamış, aksine çok özlemiş :) Yerim ben onu. Çok tatlı, çok akıllı. Sakladığınız gazeteyi bulup getiyor :) Ama asla ve asla bekçi köpeği olamaz. Eve giren hırsızla oyun bile oynar :) Sizde bu sırada polisi arayıp hırsızı yakalatabilirsiniz :))

Bizimle Tiflis'te kalırken, başlarda yatağımızın ucunda yatarken sonradan alt katta iki kişilik kanepede yatmaya başladı beyfendi. Ama ne zaman sabah çalar saat çalsa hemen dibimizde bitiverirdi :) Hele haftasonu uyuyorken yanımıza geldiğinde uyumak istiyorsak kesinlikle gözlerimi açmazdık. Çünkü gözlerimizi açık gördümü hemen yalamaya başlardı yüzümüzü :)) Çok tatlıdır kendileri çokkk... Eğer köpek beslemeye heveliyseniz ve musait yeriniz varsa Retreiver cinsini kesinlikle tavsiye ederim. Ancak alırken guvenilir bir yerden ırkının özelliklerini gösterenleri almaya dikkat edin ;)


Bugün biraz değişik birşey yazmak istedim. Son günlerde kendimi çok bi köşe yazarı görünce ve biraz da karamsar yazdığımı farkedince hepimizin hakkı olan neşeli, eğlenceli birşeyler olsun istedim. Te Adore ile bunu başardım umarım :) Ben ki köpekler tarafından kovalanmış ve o zamandan beri köpekten korkan birisi olarak köpek sahibi oldum :) Hatta elimi ağzına bile sokabiliyorum. Çünkü beyfendi elimizden tutup bizi istediği yere götürüyor :))

Tüm güzelliklerin sizlerle olması dileğiyle...



posted by ANDY at 12:22:00 PM 7 comments

Tuesday, May 01, 2007

Hadi Bakalım...

Tam da haftasonu gene kendimizi dağlara vurduğumuzu, yeşillikler içinde gezindiğimizi, Tiflis'e gene tepeden baktığımızı, geniş çimenlikler üzerinde çayımızı yudumladığımızı, Mayonez'e inat kahvaltıda mantarlı omlet yediğimizi anlatacakken ülkemde gelişen olaylar gene ağır bastı. Ya bu blog günlük tutmak içindi ama sanırım ben hep yapmak istediğim şeyi günlüğümde yapıyorum :) Eskiden beri yolda, otobüste tek başımayken guncel konular hakkında kendi kendime nutuk atar, yorumlar yapardım :) Artık bunları sizlerle paylaşıyorum, bir nevi bir isteğim gerçekleşti :):)

Evet, pazar günü bu sefer İstanbul'da büyük bir miting oldu. Ancak bu sefer verilmek istenen mesaj daha bir net oldu. İnsanımız ne şeriat ne de darbe istemediğini bu sefer daha bir haykırarak anlattı. Umarım esajı alması gerekenler aldı.

Şimdi hani çok özendiğimiz şu avrupaya bakalım. Amerikan filmlerine biraz göz atalım isterseniz. Diyeceksiniz ki film ne alaka? Bana rahip ya da haham olmayan bir film gösterebilir miziniz? Her filmde mutlaka bir kilise sahnesi vardır. Birde bizim filmlere bakın kaçında cami ya da imam görebileceksiniz! İşte ayrım burada bizde din hep öcü, gerici gibi anlatıldığı için dinine inan insanlardan bile korkar hale geldik. Bu yüzden gençler ya aşırı dinci oluyor ya da dinle alakaları olmuyor! Böyle bir ortamda zaten hassas olan insani duygularımız sömürülmek suretiyle kutuplaştırılıyor. Halbuki esas olan bu ülkede yaşayanlara hizmet vermek ve refahı, huzuru sağlamak. Bizi diğer toplumlardan ayıran en büyük özelliğimiz yıllardır aynı topraklarda barış içinde yaşıyor olmamız. Başkaları için bu biraz garip. Çünkü onlara göre eğer bir ülkede yaşayan topluluğun nüfusu azsa o toplum azınlık oluyor. Bir etrafınıza bakın ve bana bu ülkede azınlık yaşadığını idda edin...

Bu durumlar geçmişte de vardı, bugün de var ve yarın da olacak. Ben burada konuyu biraz değişik bir boyuta çekmek istiyorum. Dünden beri para piyasalarına hiç göz attınız mı? Dolat 1.32'ye kadar indi ve cçtesi günü genelkurmayın açıklamasında sonra p.tesi piyasaların dalgalanacağını ben bile tahmin ettim. Ve düne bakın. Dolar önce 1.39'a çıktı ve ardından 1.36'ya indi. Şimdi bizim gibi az birikimi olan (Tabi sizlerin yüksek birikimi varsa bilemem :)) insanlar için bu yükseliş ve iniş pek birşey ifade etmiyor ama cuma günü 1.32'den 1 milyon dolar alın p.tesi öğlene doğru 1.39'dan satın ve sonra düşünce gene alın. Parmağınızı kıpırdatmadan 2 günde nerdeyse 150.000 ytl kazanıyorsunuz. Evet olayın bu boyutuda var. Kriz ekonomisinden para kazana uyanıklar. Onların amacı inanın ne şeriat, ne darbe ne de laiklik. Sadece kazandıkları paralar! Biz şimdi seçim mi olacak? Gül cumhurbaşkanı mı olacak? Kriz olur mu? diye düşünürken bazıları keyifle bu kargaşayı izliyor.

Bu kargaşanın en büyük suçlusu sırf oy alabilmek adına bazılarına her türlü musamayı gösteren, zamanında kendileri mecliste çoğunlukken keyf-i sefa sürüp, işlerine geldiği gibi yasa çıkartıp, bu yasaların birgün aleyhlerine döneceğini hiç düşünmeyen eski hükümetlerdir. Yani bugünün muhalefeti! Bir yanda en büyük hizipçi Deniz Baykal, bir yanda nereye ait olduğunu kendide bilmeyen Erkan Mumcu, bir yanda susurluk olaylarının merkezinde olan ama herkes gibi aklanan Mehmet Ağar, bir yanda geldikleri görüş belli olan Erdoğan ve saz arkadaşları, bir yanda da bu hükümetin mal varlığına önce el koyup sonra seçimlere girmesi için 12 milyon dolar verdiği Cem Uzan. Bugün gelinen noktanın özeti şudur:


Bizler denize düştük ve hangi yılana sarılacağımıza karar veremiyoruz!
posted by ANDY at 10:35:00 AM 5 comments